Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Açılışının 100. Yılı Anısına

Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı Devleti açısından kaybeden devletler tarafında olması nedeniyle 30 Ekim 1918 tarihinde Limni Adası’nın Mondros Limanında demirleyen Agamemnon Gemisinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’yla sona ermiştir. Osmanlı Devleti’nin egemenliğini yok sayan ve tasarısı çok daha önceden hazırlanmış olan mütareke metni 25 Maddeden oluşmaktaydı. Mütareke Osmanlı savunma sistemini neredeyse tamamen yok ediyordu. Sınırların korunması ve iç güvenliğin sağlanması için gerekli askerî kuvvetten fazlası hemen terhis olunacaktı. Güvenlik ve buna benzer konularda kullanılacak küçük gemiler dışında Osmanlı sularında ve Devlet-i Aliyye tarafından işgal edilen sularda bulunan bütün savaş gemileri İtilâf devletlerine teslim edilecekti. Hicaz, Asîr, Yemen, Suriye ve Irak’ta bulunan Osmanlı birlikleriyle Trablus ve Bingazi’deki Osmanlı subayları İtilâf kuvvetlerine teslim olacaktı. Türk sularındaki bütün torpil tarlaları, torpido ve kovanların yerleri gösterilecek, bunların temizlenmesinde gerektiğinde İtilâf devletlerine yardım edilecekti. Boğazlar serbest geçişe açılacaktı. Resmî kullanım dışındaki telsiz, telgraf ve telefon haberleşmeleri İtilâf memurlarınca denetlenecekti. Osmanlı Devleti’nin sahip olduğu bütün demiryolları ve limanlar İtilâf kuvvetlerine açılacaktı. Bu çerçevede İç Anadolu ile ulaşım için stratejik önemi haiz Toros tünelleri işgal edilecekti. Osmanlı hükümeti İttifak devletleriyle bütün ilişkilerini kesecekti. Buna paralel olarak Almanya ve Avusturya subayları ve sivil memurları ile bu ülkelerin vatandaşlarının en kısa zamanda Osmanlı ülkesini terk etmesi sağlanacaktı. Özellikle 7 ve 24. maddeler gelecekte Osmanlı topraklarının işgaline yol açabilecek nitelikteydi. 7. madde, müttefiklerin güvenliklerini tehdit edecek bir durum söz konusu olduğunda ülkenin herhangi bir stratejik noktasının işgal edilmesine imkân veriyordu. 24. madde, İngilizce metinde “Ermeni Vilâyetleri” şeklinde kaydedilen Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki altı vilâyette (Erzurum, Van, Harput, Diyarbakır, Sivas ve Bitlis) herhangi bir karışıklık çıkması halinde İtilâf kuvvetlerinin işgal hakkı bulunduğunu hükme bağlıyordu. Buna bağlı olarak Mütarekenin imzalanmasından yalnızca üç gün sonra İngiliz kuvvetlerinin 7. maddeye dayanarak Musul’u işgal etmesi, Kasım 1918’den itibaren İtilâf devletlerinin 7 ve 24. maddeleri istismar ve ihlâl ederek ülkenin her yanında işgal hareketlerine girişmeleri pek şaşırtıcı olmamıştı.

13 Kasım’da ise İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan gemilerinden oluşan itilaf donanması, Dolmabahçe önlerinde demirlemiş fiilen başkent İstanbul ele geçirilmiştir. Bu sırada Adana’da bulunan Yıldırım Orduları Grup Komutanlığının dağıtıldığı ve Harbiye Nazırlığı emrine alındığını öğrenen Mustafa Kemal Paşa, 14 Kasım’da İstanbul’a geldiğinde bu kötü manzarayla karşılaşınca “Geldikleri gibi giderler” diyerek ulusal kurtuluşa olan inancını o gün belirtmiş ve çalışmalara başlamıştır.

Mondros Ateşkes Anlaşması’nın ağır şartlarını fırsat bilen Rum, Ermeni, Yahudi azınlıklar da çeşitli cemiyetler kurarak (Pontus Rum, Mavri Mira, Makabi, Hınçak, Taşnak, Araratlılar, Kara Haç, v.d.) İtilaf Devletleri’nin işgallerini destekleyerek kendi çıkarları doğrultusunda vatana ihanetten geri kalmamıştır. Buna istinaden işgallere karşı yurdun çeşitli yörelerinde durumun vahametini anlayan vatanseverlerce de kurtuluşu amaçlayan dernekler kurulmuş (Trakya Paşaeli, Milli Kongre, Müdafaa-i Hukuk, Muhafaza-i Hukuk Cemiyetleri), kongreler toplanmıştır. Balıkesir, Nazilli, Alaşehir, Muğla, Trabzon, Edirne, Lüleburgaz, Pozantı’da yapılan kongrelerle genel olarak vatanın, tasarlanan bölüşümün de yörelerindeki Türk-İslam halkının birlik ve beraberlik içinde ayakta kalması ve kurtuluşu hedef olarak alınmıştır. Bu kongrelerde önce düşmana karşı savunma için örgütlenme gerçekleştirilmiş, sonra da örgütlerin eylem biçimleri saptanmıştır. Bu faaliyetler, Ateşkes Anlaşmasının imzasından itibaren, Anlaşma Devletlerinin yurdu bölmek, Ermeni, Rum azınlıkları ve Kürtleri bu yolda kışkırtmak, işgal bölgeleri tesis etmek ve nihayet Yunanistan'ın Küçük Asya hayallerini gerçekleştirmelerine yardımcı olarak, İzmir'i işgallerin eve Ege Bölgesine saldırılarına izin vermek yönünde gelişen eylemleri karşısında Padişah ve Hükümetin adeta İstanbul'daki İşgal Kuvvetleri Komutanlığı emrinde olarak olaylara seyirci kalmasından kaynaklanmıştır.

Yurtta yabancı işgaller sürerken İstanbul'da da küçümsenemeyecek değişme ve gelişmeler birbirini izlemiştir. İttihat ve Terakki Partisininüst yöneticileri ülkeyi terk ederlerken, kapanan bu partinin yerine bir dizi yeni parti kurulmuştur. Mondros’u imzalayan Ahmet İzzet Paşa kabinesi, savaş sonrasının zor koşullarına eklenen Anlaşma Devletlerinin aşırı istekleri ve Padişah Vahidettin ile düştüğü anlaşmazlık yüzünden hükümetten çekilmek zorunda kalmıştır. Nihayet, işgallere karşı cılız da olsa sesini duyurmaya çalışan görüşleri ortadan kaldırmak için 21 Aralık 1918 tarihinde Meclis-i Mebusanda padişahın buyruğu ile dağıtılmış, yüzlerce vatansever tutuklanmış ve Malta’ya sürgüne gönderilmiştir. Bu kaos ortamında bardağı taşıran son damla ise 15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali olmuştur. İzmir’in işgal edilmesi Türk Milleti’ne olayların vahametini anlatmaya yetmiş, bu olay büyük bir tepkiyle karşılanmıştır. Birçok bölgede miting, protesto yürüyüşleri tertiplenerek, başta İtilaf Devletleri temsilcileri olmak üzere hükümete ve yetkili mercilere protesto telgrafları gönderilmiştir. Bu nedenle İzmir’in işgali, Türk Milleti’nde, milli mücadele ruhunun doğmasında ve gelişerek bir milli mukavemet (Kuva-i Milliye) hareketine dönüşmesinde fevkalade etkili olmuştur.

Ülkede genel görünüm böyle iken İngilizlerin, Samsun ve yöresindeki karışıklıklara son verilmesi için Osmanlı hükümetine verdikleri bir nota üzerine İstanbul'da bulunan Mustafa Kemal Paşa, Samsun ve civarındaki karışıklıkları önlemek, mütareke gereği ordunun terhisini kolaylaştırmak ve asayişi bozmaya yönelik olaylara fırsat vermemek göreviyle “IX. Ordu Kıtaları Müfettişi" olarak Anadolu 'ya gönderilmiştir. Mustafa Kemal Paşa 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan ayrılmış, 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun’a ulaşmıştır. Samsun’dan Harbiye Nezareti’ne gönderdiği ilk raporunda O, bölgedeki karışıklıklara sebep olanların Türkler olmadığını, yörede çıkan olayların yegâne müsebbibinin Pontusçu Rumlar olduğunu belirtmiş ve İngilizlerin yoğun bulunduğu Samsun’dan Havza’ya geçmiştir. Havza’dan Anadolu'daki mülki ve askeri erkâna gönderdiği şifre telgraflarla yurdumuzdaki yabancı işgalinin, düzenlenecek mitinglerle, protesto yürüyüşleriyle ve telgraflarıyla şiddetle telin edilmesini bildirmiştir. Millette uyanan tepkinin Mustafa Kemal’in Anadolu'daki faaliyetlerinden kaynaklandığının farkında olan İstanbul Hükümeti, Mustafa Kemal Paşa’yı geri çağırdıysa da o sırada Amasya’ya geçmiş, Amasya Genelgesi’ni yayımlamıştır. Genelge’de Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır denirken, ilk defa milli irade ve milli hâkimiyetten söz edilmekte, yeni bir düzen öngörülmekteydi. Bu sırada görevinden azledilen Mustafa Kemal Paşa Erzurum Kongresine katılarak Kazım Karabekir Paşa’nın da desteğiyle Milli Mücadele’nin yol haritası ve ana ilkeleri olan kararları alarak tüm yurda ve yabancı ülke temsilciliklerine duyurulmasını sağladı. Mustafa Kemal Paşa, 9 Kişilik Temsil Heyetinin seçilmesi ardından tüm engellemelere rağmen Sivas Kongresi’ne katıldı ve alınan önemli kararların ardından, İstanbul Hükümeti adına Amasya'ya gelen Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Temsil Heyeti adına 20-22 Ekim 1919 tarihleri arasında Amasya görüşmeleri gerçekleştirdi. Bu görüşmeler Meclis-i Mebusanın yeniden toplanması için çalışmaların başlatılmasını, Kuva-i Milliyecilerin, İstanbul hükümetince resmen muhatap kabul edilmesini sağlamış ve Temsil Heyeti’nin varlığını meşrulaştırmıştır. Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti bu günlerde Milli Mücadele’nin merkezi olacak Ankara’ya geçmiştir.

Meclis-i Mebusanın açılması için yapılan çalışmalar sonunda Erzurum mebusu olarak Meclis üyesi seçilen Mustafa Kemal Paşa’nın riskli olduğu için katılmadığı Meclis-i Mebusan bütün sakıncalarına rağmen, seçilen 168 mebustan ancak o güne kadar İstanbul’a ulaşabilen 72’sinin katılımıyla 12 Ocak 1920’de resmen açıldı ve çalışmalarına başladı. Meclis’in en önemli başarısı Misak-ı Milli’yi kabul etmek oldu. Meclis-i Mebusan 17 Şubat 1920’de Misak-ı Milli kararlarını Türk ve Dünya kamuoyuna ilan etti. Bunun üzerine İngilizler, 13 Kasım 1918’den beri fiilen işgal altında bulundurdukları İstanbul’u, 15/16 Mart gecesi resmen işgal etti. Meclis çalışmaları süresiz tatil edildi ve ardından padişah tarafından 11 Nisan1920’de resmen kapatıldı.

İçinde bulunulan şartlar ne kadar ağır olursa olsun, Türk Milleti, yeni bir devlet kuracak gücü henüz kaybetmemişti. Bunu gerçekleştirmenin tam zamanı idi! Aynı zamanda bu Türk Milleti için millî bir zorunluluktu. Çünkü bağımsız yaşayabilmesi için hukukî ve siyasî kimliğini muhafaza etmesi gerekiyordu. Ayrıca, Mustafa Kemal Paşa'nın İstiklâl Mücâdelesi için tarih sahnesine atılışı ve Türk Milleti’nin alın yazısını değiştirmesi de bir rastlantı değildi. "Büyük devletler büyük milletler tarafından kurulur. Büyük adamları da büyük milletler yetiştirir..." düşüncesinden hareketle mevcut tarihî şartlar, Mustafa Kemal Paşa gibi üstün vasıflara sahip bir lider de yetiştirmişti.

İstanbul’un işgal edildiği 16 Mart 1920’den sonra, Mustafa Kemal Paşa,Temsil Heyeti Başkanı sıfatıyla 19 Mart 1920 tarihinde valiliklere, bağımsız sancaklara, kolordu komutanlarına bir genelge göndermiştir. Bu genelgede Ankara’da “olağanüstü yetkiler taşıyan” bir meclisin toplanacağı, bu amaçla seçimlere gidilmesi ve seçimlerin 15 gün içinde bitirilmesi istenmiştir. 19 Mart1920’de yayınlanan tebliğin genel hükümleri şöyledir: Seçim İntihab-ı Mebusan Kanunu’na uygun yapılacaktır. Seçimde livalar esas alınacaktır ve her livadan beş üye seçilecektir. Seçim her livada aynı günde yapılacaktır. Seçim gizli oyla ve mutlak çoğunluk yöntemine göre yapılacaktır. Meclis üyeliği için her fırka, zümre ve cemiyet aday gösterebilecektir. Bu Meclis’e, vilâyet ve livalardan seçilecek milletvekillerinin yanında kapatılan Osmanlı Meclis-i Mebusanın son dönem üyelerinden geleceklerin de katılması kararlaştırılmıştır. Buna göre, 66 seçim çevresinden 349 milletvekili seçilmiş olup, İstanbul Mebusan Meclisinden (Malta’dan gelenler dâhil) gelen 88 milletvekili ile sayı437’ye ulaşmıştır. 437 mebustan 23’ü Meclis’e katılmadan istifa etmiş veya istifa etmiş sayılmıştır. 18’i Meclis’e katıldıktan sonra vefat etmiş, 12 üye memuriyeti tercih ettiği için mebusluktan ayrılmış, 2’si iki ayrı yerden seçildikleri için birini tercih etmiş, 2’sinin mebuslukları reddedilmiş, 3’ünün mebuslukları iskat edilmiş, 34’üMeclis’e katılmadan istifa etmiş, 6’sı ise Meclis’e katılmadan vefat etmiştir. Birinci Meclis’in üye sayısı Yılmaz Altuğ’a göre 383, Mahmut Goloğlu’na göre 390,İhsan Güneş’e göre 378, Suna Kili’ye göre 376, Ahmet Mumcu’ya göre 390,Sabahattin Selek’e göre 300, Falih Rıfkı Atay’a göre 381, Kurt Steinhaus’a göre 441’dir. XIX. Yüzyılın ilk yıllarından itibaren gelişen siyasî süreç, 23 Nisan1920’de Cumhuriyet ve demokrasinin kapılarını açan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşu ile sonuçlanmış, bu kuruluşla aynı zamanda millet iradesine dayalı hür ve bağımsız yeni bir Türk Devleti’nin doğuşu da gerçekleşmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, 1920’nin parlamentosu ve daha sonraki gelişim sürecinde, demokrasinin çağdaş gerekleriyle tam ve gerçek niteliğini kazanan Türkiye Büyük Millet Meclisi, “Türk Milletinin asırlar süren arayışlarının özü ve onun bizzat kendisini idare etmek şuurunun canlı bir timsali olarak”, toplumsal yaşamımızın en temel ve vazgeçilmez kurumu olmuştur. Bu parlamentodaki milletvekilleri ise devlet kuran parlamentonun birer üyesi olmuşlardır.

Doç. Dr. Şahin Yedek